“Yine başladım, yine bozdum.”
Eğer bu cümle sana tanıdık geliyorsa, bil ki yalnız değilsin. Danışanlarımda da, kendi iç gözlemlerimde de en sık karşılaştığım sorulardan biri bu:
“İstiyorum ama sürdüremiyorum. Sorun bende mi?”
Kısa cevabı vereyim: Hayır, sorun sende değil.
Uzun cevabıysa bu yazının konusu.
Bu yazıda sana klasik “iradeni güçlendir” tavsiyelerinden bahsetmeyeceğim. Çünkü hem bir diyetisyen hem de psikolog olarak şunu net bir şekilde söyleyebilirim:
👉 Diyetlerin sürdürülememesinin temel nedeni irade eksikliği değil, beynin ve duyguların çalışma şeklidir.
Diyet Neden Beyin İçin Bir Tehlike Gibi Algılanır?
Beynimiz hâlâ ilkel taraflarıyla çalışır. Onun için en önemli iki şey vardır:
- Hayatta kalmak
- Enerji tasarrufu yapmak
Diyet yaptığında beynine şunu söylersin:
“Artık daha az yiyeceğiz.”
Beynin bunu şöyle algılar:
“Kıtlık var.”
Ve kıtlık algısı oluştuğunda beyin otomatik olarak:
- Yeme düşüncelerini artırır
- Yüksek kalorili besinlere yöneltir
- ‘Şimdi ye, sonra düşünürüz’ moduna geçer
Yani diyet bozulduğunda olan şey aslında bir başarısızlık değil, biyolojik bir savunma tepkisidir.
“Ya Hep Ya Hiç” Tuzağı: Diyetlerin Sessiz Sabotajcısı
Bir kurabiye yedin.
Ve zihninden şu geçti:
“Zaten bozuldu.”
İşte tam burada devreye bilişsel çarpıtmalardan biri giriyor: Siyah–beyaz düşünme.
Ya mükemmelsindir ya da tamamen bırakmışsındır. Ortası yoktur.
Bu düşünce biçimi:
- Diyeti bozmaz
- Diyeti bırakmana sebep olur
Psikolojik olarak esnek olmayan planlar, sürdürülebilir değildir. Çünkü insan:
- Hasta olur
- Duygusal olarak zorlanır
- Sosyal ortamlara girer
Ve hayat, hiçbir zaman diyet listesine birebir uymaz.
Duygular Bastırıldığında, Yemek Konuşur
Çok önemli bir noktaya geliyoruz.
Birçok kişi diyet sürecinde sadece yemeği kontrol etmeye çalışır. Ama:
- Stresi
- Yorgunluğu
- Yalnızlığı
- Değersizlik hissini
kontrol etmeye çalışmaz.
Duygular ifade edilmediğinde, beden başka bir yol bulur. Ve bu yol çoğu zaman yemektir.
Bu yüzden kendine şu soruyu sorman çok kıymetli:
“Gerçekten aç mıyım, yoksa şu an bir şey mi hissediyorum?”
Ödül Sistemi ve Neden En Çok Diyet Yaparken Canımız Çeker?
Beyinde dopamin adı verilen bir sistem vardır. Bu sistem hazla, ödülle ve motivasyonla ilgilidir.
Diyet sırasında:
- Yasaklar artar
- Keyif alanları azalır
- Hayat daha kontrollü hâle gelir
Beyin bu durumda hızlı bir ödül ister. Ve en hızlı ödül kaynağı şudur: 👉 Yemek.
Özellikle şekerli ve yağlı besinler, kısa süreli rahatlama sağlar. Bu rahatlama geçicidir ama beyin bunu çok sever.
Yani diyet sürecinde yeme ataklarının artması, zayıflık değil, nörobiyolojik bir sonuçtur.
Kendi Klinik Gözlemim
Danışanlarımla çalışırken şunu çok net görüyorum:
Diyetin bozulduğu anlar genellikle şu zamanlara denk geliyor:
- Kişinin kendine çok yüklendiği dönemler
- Hayatta başka şeylerin kontrolden çıktığı anlar
- “Güçlü olmak zorundayım” baskısının arttığı zamanlar
Yani mesele yemek değil.
Mesele hayatla baş etme şekli.
Beslenme, çoğu zaman sadece görünen kısım.
Peki Ne İşe Yarar?
Buraya kadar okuduklarından sonra aklında şu soru oluşması çok normal:
“Tamam, sorun irade değil. Ama ben ne yapacağım?”
Haklısın. Sadece anlamak yetmez; insanın eline tutabileceği küçük ama gerçek adımlar da gerekir.
Aşağıda, hem bilimsel temeli olan hem de danışanlarımla çalışırken gerçekten işe yaradığını gördüğüm çözüm yollarını bulacaksın.
1️⃣ Diyeti Değil, Diyet Zihniyetini Bırak
Yasaklı listeler, katı kurallar ve ‘bozuldu–bozulmadı’ takibi beynin için sürekli bir stres kaynağıdır.
Bunun yerine kendine şu soruyu sor:
- “Şu an vücudumun neye ihtiyacı var?”
Bu soru, kontrol savaşını yumuşatır ve farkındalığı artırır.
2️⃣ “Ya Hep Ya Hiç” Düşüncesini Fark Et (Ve Ona İnanma)
Zihninden geçen her düşünce gerçek değildir.
Bir öğün planın dışına çıktığında şunu dene:
- “Bu bir başarısızlık mı, yoksa insan olmamın doğal bir sonucu mu?”
Psikolojik esneklik, sürdürülebilir beslenmenin en güçlü anahtarıdır.
3️⃣ Açlığa Değil, Duyguya Yanıt Verdiğin Anları Ayırt Et
Yemek yediğin anlarda kendine sadece 10 saniye ver ve sor:
- “Bu fiziksel bir açlık mı, yoksa şu an bir şey mi hissediyorum?”
Eğer duygusal bir ihtiyaç varsa, çözüm her zaman yemek olmak zorunda değildir.
- Kısa bir mola
- Birine mesaj atmak
- Derin bir nefes
Küçük düzenlemeler büyük fark yaratır.
4️⃣ Hayatında Sadece Yemeği Kontrol Etme
Danışanlarımdan sık duyduğum bir cümle var:
“Hayatta hiçbir şey yolunda değil ama bari beslenmem düzgün olsun.”
İşte tam bu noktada beslenme, yük taşımaya başlar.
Hayatın başka alanlarında da destek, sınır ve nefes alanları oluşturmak; yeme davranışını otomatik olarak rahatlatır.
5️⃣ Kendinle Nasıl Konuştuğunu Değiştir
Kendine söylediğin cümleler şunlar mı?
- “Yine tutamadın.”
- “İradesizsin.”
Bunlar motivasyon değil, stres üretir.
Bunun yerine:
- “Zorlanıyorum ama öğreniyorum.”
- “Bu süreci daha iyi anlamaya çalışıyorum.”
Öz-şefkat, sandığının aksine gevşetmez; devam etmeyi mümkün kılar.
Bu adımlar mucize değildir. Ama şunu yapar:
- Suçluluk döngüsünü kırar
- Yeme davranışını sakinleştirir
- Beslenmeyi bir savaş alanı olmaktan çıkarır
Ve evet, işte tam da bu noktada sürdürülebilirlik başlar.
Sürdürülebilir bir beslenme için şunlar olmazsa olmaz:
- Yasak yerine esneklik
- Kontrol yerine farkındalık
- Kendini suçlamak yerine öz-şefkat
- “Diyet yapıyorum” yerine “kendime bakıyorum” bakış açısı
Kilo vermek ya da sağlıklı beslenmek, kendinle savaşarak değil; kendinle iş birliği yaparak olur.
Son Söz
Eğer defalarca başlayıp bıraktıysan, bu senin yetersiz olduğunu değil;
Yanlış yöntemlerle, doğru bir bedende çözüm aradığını gösterir.
Belki de artık soru şu olmalı:
“Neden iradem yetmiyor?” değil,
“Benim hayatımda yemek neyin yerini dolduruyor?”
Eğer bu yazı sana biraz olsun ‘anlaşıldım’ hissi verdiyse, doğru yerdesin.
Bir sonraki yazıda, duygusal açlık ve fiziksel açlık arasındaki farkı birlikte konuşacağız.
Yorum bırakın